İşlemci Alacakların Dikkatine ! AMD - Intel

Nisan 22nd, 2008

Aslında herşey takvim yapraklarının 27 Temmuz 2006 tarihini göstermesi ile başlamıştı. AMD’nin Athlon64 mimarisine dayalı işlemcilerinin Intel’e göre gerek fiyat gerekse de performans anlamında sürdürdüğü liderlik pozisyonu, Intel’in yeni nesil Core mimarisini temel alan Core 2 Duo “Conroe” işlemcilerini piyasaya sürmesi ile değişmişti. Zaten olayın devamını forumlarımızı takip eden herkes biliyor. Intel yeni işlemcileri ile gerek popülerlik gerekse de satış anlamında ciddi başarılar kazandı ve bu başarılarını Quad-Core (4 çekirdekli ) işlemcileri ile de devam ettirdi. Geçen 6 aylık süre zarfında ise AMD’de yaşanan gelişmeler ise fiyat indirimlerini ve özel bir yapı olan Quad-FX platformunu bir kenara bırakırsak, an itibariyle satılmakta olan işlemcilerini 65nm üretim teknolojisine geçirmesi, firmanın en önemli adımı oldu diyebiliriz. Bu arada AMD’nin 65nm üretim teknolojisi ile üretilen ve 100′er MHz arttırılan saat hızlarına sahip işlemcileri yeni yeni stoklara girmeye de başladı, ilgilenenlere buradan duyurmuş olalım. Tabii Intel’in Core 2 Duo “Conroe” işlemcilerini duyurması ile işlemci dünyasında adeta yeni bir dönem başladı diyebiliriz. Zira gelişen üretim teknolojileri, artan performanslar ve düşen güç tüketimleri kullanıcıların beklentilerini de ciddi anlamda arttırdı. Bu süre zarfında biz de AMD ve Intel’in üzerinde çalıştıkları, üretim ve/veya tasarım aşamasında olan yeni ve/veya yeni nesil mimariye sahip işlemcileri hakkında çıkan güncel ve sıcak haberleri bu sayfalardan siz değerli okuyucularımız ile paylaştık ama hala birçok kullanıcının kafası biraz karışık. Gelen mesajların büyük bir çoğunluğu Intel’in bir işlemcisini almalı mıyım yoksa AMD’yi mi beklemeliyim şeklinde oluyor. Gelen bu soruların hepsi de bizim için oldukça önemli. Zira ülkemiz insanın yıllık gelirini ve işlemcilerin de hatırı sayılır fiyatlarını dikkate aldığımızda bu noktada yapılacak seçim oldukça önemli. Bizde hem ilgili haberlerimizi takip etmekte sıkıntı yaşamış, hem merak edenler, hemde hiç bilmeyenler için olabilecek en basit şekilde AMD ve Intel’in üzerinde çalıştıkları ve yakında kasalarımızın içini ziayret etmeleri kuvvetle muhtemel olan işlemcilerine hep birlikte bakalım. Öncelikle AMD ve Intel sadece masaüstü değil bildiğiniz gibi dizüstü bilgisayarlar ve sunucu sistemler için de işlemci üretmekteler. Yaptığımız bu basit açıklama ile tüm ihtiyaçlara yönelik olarak üzerlerinde çalışılmakta olan işlemcileri anlatmaya çalışacağız.  Öncelikle AMD’nin işlemcilerine bir göz atalım; Bilindiği gibi AMD uzun süredir K8L adı verilen mimariye sahip işlemciler üzerinde çalışmakta. Bu yılın 2. yarısına doğru çıkması planan yeni mimariye sahip işlemcilerin ilk örneklerine ait test sonuçlarının açıkçası kısa bir süre içerisinden gün yüzüne çıkması bekleniyor. Yine belirtelim AMD’nin 2009 yılının yaz aylarına kadar üretmeyi planladığı işlemcilere ait teknik spesfikasyonlar hazır. Ayrıca yine firmanın ATi’yi alması sonrasında duyurduğu en iddialı projelerden biri olan ve merkezi işlemci ile grafik işlemciyi tek yapı üzerinde buluşturmayı hedef alan “Fusion” teknolojisinin ise hedeflenen lansman tarihini aşabileceği ve 2009 yılı sonu ile 2010 yılını başı arasıda duyurulabileceği ifade ediliyor. Gelin şimdi AMD’nin üzerinde çalıştığı bizim de daha önce haberlerini verdiğimiz işlemcilere kısa ve hızlı bir bakış yapalım; Masaüstü işlemciler: Altair: AMD’nin üzerinde çalıştığı yine firmanın K8L mimarisini esas alan yeni nesil Quad-Core (4 çekirdekli ) işlemcisi. Bilindiği gibi bu işlemci Intel’in 4 çekirdekli işlemcilerinden farklı olarak doğal 4 çekirdeğe sahip olacak. Zira yine bilindiği gibi Intel’in 4 çekirdekli işlemcileri en basit anlatım ile çift çekirdekli iki işlemcinin birleştirilmesinden oluşuyor. Ayrıca AMD Altair serisi işlemcilerin FX versiyonları üzerinde de çalışıyor. FX serisinin en büyük özelliklerinden biri de firmanın Quad-FX platformunu devam ettirecek destek ve niteliklere sahip olacak olması gösteriliyor. Antares: Antares işlemciler de aynı Altair işlemciler gibi AMD’nin yeni nesil mikro işlemci mimarisini esas almakta. Abisi Altair’den belki de en önmeli fark 4 yerine çift çerkidekli bir yapıysa sahip olması. Yani Antares işlemciler Quad-Core değil Dual-Core olarak tasarlanmaktalar. Antares işlemciler de AMD’nin planları doğrultusunda Altair işlemciler ile birlikte yılın 2. yarısında duyrulacak. Arcturus: Açıkçası bu işlemciye dair eldeki veriler, Altair ve Antares’e nazaran çok daha az. Gelen bilgiler göre Antares ile benzer bir yapğıysa sahip olacak bu işlemcilerin Antares’den en büyük farklılıkarı sahip olacakları daha düşük boyuttaki bellek miktarları olacak. Tabii buna paralel olarak Antares serisi işlemcilere göre daha ekonomil olup daha uygun fiyat etiketine sahip olmaları bekleniyor. Spica: Yine AMD’nin yeni nesil K8L mimarisini esas alacak bu işlemciler firmanın yeni mimariye sahip tek çekirdekli ürün gamını oluşturacak. Diğer işlemciler ile eş zamanlı oalrak yılın 2. yarısında çıkması beklenen işlemcilerin güncel Sempron işlemcilerin yerini alması ve AMD’nin yeni işlemcilerine dair ürün gamının giriş modellerini oluşturması bekleniyor. Dizüstü ve Sunucu Pazarına Yönelik AMD’nin yeni Oyuncakları: Özellikle dizüstü pazarında Intel’in oldukça gerisinde kalan AMD, Turion64 X2 işlemcileri ile konumunu geliştirmeyi başarmıştı ama firmanın masaüstü işlemci pazarındaki konumu düşünüldüğünde açıkçası şu anki durumuyla idare edeceğini beklemek ancak hayalcilik olurdu. Zira firmanın ATi’nin alınması ile sahip olduğu ve olacağı yonga seti desteği ile birlikte Intel’in “Centrino” platformuna cevap niteliğinde olacak “Yokohoma” platformu üzerindeki çalışmaları da tam gaz devam etmekte. Dizüstü bilgisayarlara yönelik aslında AMD’nin ilk planı, 90nm üretim teknolojisine sahip olan Turion64 X2 işlemcilerini 65nm üretim sürecine adapte edebilmek. Şu an bu konuda da çalışan AMD’nin 65nm üretim teknolojisi ile üretilmiş yeni çift çekirdekli Turion64 X2 işlemcileri bu yılın özellikle 2. çeyreği içinde duyurulması planlanıyor. Bilindiği gibi AMD çift çekirdekli Turion64 X2 işlemcilerin dışında, tek çekirdekli “Mobil” Sempron işlemcileri de üretmekte. Turion64 X2′ler gibi bu yılın 2.çeyreği içinde AMD, Mobil Sempron işlemcilerin de 65nm üretim teknolojisine sahip modellerini duyurması bekleniyor. Tabii yılın 2. yarısı ile birlikte firmanın ürün gamında yaşanacak sert değişimden mobil işlemciler de nasibini alacak ve yeni mimariye sahip mobil işlemcilerde raflardaki yerlerini almaya başlayacaklar. Sunucu tarafında da herşey yeni mimariye odaklanmış diyebiliriz. AMD ilk sürprizini Şubat ayında San Francisco’da yapilacak ISSCC konferansinda yapacak ve doğal 4 çekirdeğe sahip Opteron işlemcilerini gün yüzüne çıkaracak. Bunun dışında firma sunucu piyasasına yönelik olarak hazırladığı kod adı Deerhound olan yine yeni mikroişlemci mimarisini esas olan 4 çekirdekli işlemcilerin de üzerinde çalışıyor. Bu işlemcilerin de yılın 2. yarısı ile birlikte hazır olması beklenirken, kod adı Cadiz olan ve temel olarak Deerhound ile benzerlikleri olsa da daha düşük bellek miktarı ile gelmesi beklenen işlemcilerin de 2008 yılının ilk periyodunda piyasaya girmesi bekleniyor.  Şimdide Intel’de yaşanması muhtemel işlemci gelişmelerine bakalım; Core 2 Duo “Conroe” işlemcileri ile masaüstü tarafında, Merom işlemcileri ile de dizüstü pazarında en azından şu an için hakim konumda olan Intel, şu an için 4 çekirdekli (Quad Core ) işlemciler ile birlikte 45nm üretim teknolojisine odaklanmış vaziyette diyebiliriz. Firmanın “mini mikro”  planları içerisinde yeni Core 2 Duo E4×00 serisi işelmcileri piyasaya sürme amacı olduğu, yine yılın 2. yarısı ile birlikte de 1333MHz fsb’ye sahip işlemcileri çıkaracağı biliniyor. Ayrıca AMD’nin yeni mimariye sahip işemcilerine karşı, yılın 2.yarısına doğru ciddi fiyat indirimlerine hazırlandığı da biliniyor. Ama firma AMD’nin yeni mimari atağanı da ciddi anlamda cevap vermeye hazırlanıyor. İşte Intel’in üzerine çalıştığı yeni işlemcileri; 45nm İşlemciler: Intel 45nm üretim teknolojisine sahip işlemcilerine yönelik çalışmalarını gerek dizüstü gerekse de masaüstü tarafında beraber götürüyor. Firmanın 45nm üretim teknolojisine sahip işlemcileri açısından dikkat edilmesi gereken belki de en önemli noktalardan biri ilk çıkacak işlemcilerin, Intel’in şu an kullanılan güncel Core mimarisini kullanması beklenirlen, 2008 yılı içerisinde duyurulacak olan Nehalem kod adlı işlemciler ise tamamen farklı ve yeni bir mimariye sahip olacaklar. Firma bu yılın 2. yarısı fakat daha gerçekçi olmak gerekirse yılın sonuna yada gelecek yılın başına doğru kayması beklenen 45nm üretim teknolojiisne sahip işlemcilerini de piyasaya sürecek. Bu işlemcilerden Ridgefield kod adına sahip olanların şu an satılmakta olan ve Conroe çekirdeğini kullanan Core 2 Duo işlemcilerin 45nm versiyonlarını oluşturması, Wolfdale kod adlı 45nm üretim teknolojisine sahip işlemcilerin ise Allendale çekirdeğini kullanan ve an itibariyle satışta olan işlemcilerin yerlerini almaları bekleniyor. Bunlara ek olarak 4 çekirdekli işlemciler de doğal olarak 45nm üretim sürecine girecekler. Gelen bilgilere göre Intel ilk olarak 2008 yılı başında Yorkfiled işlemcisini piyasaya sürmesi bekleniyor. Yorkfiled’ın hemen ardından da firma AMD’ye cevap olarak, ürün gamının doğal 4 çekirdeğe sahip ilk işlemcisi olması beklenen Blommsfiled’ı piyasaya sürecek. Tabii özellikle Intel’in 45nm üretim sürecine sahip işlemcilerinin detayları hakkında açıkçası çokta fazla bilgi yok. Gelen son bilgilere göre yine fimranın 45nm üretim teknolojisi ile üretilecek olan Penryn işlemcisnin tasarım çalışmalarının bittiği hatta ilk örnekleri üzerinde başta Windows olmak üzere farklı işletim sistemlernin de “boot” edildiği ifade ediliyor. Yine gelen bilgilere göre 45nm üretim süreci ile birlikte Intel ayrıca 4GHz barajını da aşma isteğinde ve hedefinde. Yine yeni işlemciler ile birlikte işlemcilerin bellek boyutlarında da ciddi artışlar gerçekleşmesi muhtemel gelişmeler arasında. 45nm üretim teknolojisine sahip işlemcilerini dizüstü bilgisayarara yönelik olarak ta hazırlayacak olan Intel, ayrıca bu yılın 2.yarısında dizüstü bilgisayarlara yönelik olarak Perryville kod adına sahip tek çekirdekli yeni bir işlemciyi de piyasaya sürebilir. Sunucu tarafında ise Intel’im hedefinde Tigerton ve Dunnington işlemcileri yer alıyor. Özellikle Tigerton kod adlı, sunucu odaklı yeni işlemcilerin bu yılın 2.yarısında çıkması ve arttırılan fsb değerleri ile 1333MHz fsb’ye sahip olarak piyasaya sürülmeleri bekleniyor. Dunnington kod adlı işlemcilerin ise yeni bir mimariye ve 4 ile 8 arasında değişen çekirdek miktarına sahip olması bekleniyor. Sonuç: Özellikle yeni bir işlemci düşünenler eğer ellerindeki işlemci götürebiliyorsa yada çok acil bir ihtiyaçları yoksa yılın 2.yarısını beklemeleri faydalarına olacaktır. Zira AMD’nin yeni nesil işlemcileri ile birikte Intel’de yeni işlemcilerini duyuracak ek olarak Core 2 Duo “Conroe” işlemcilerinde de ciddi fiyat indirimlerine gidecek. Tabii AMD’nin üst ve orta segment DirectX 10 kartlarının, Nvidia’nın da iddialı ekrankartları ile birlikte yine Intel, AMD ve Nvidia’nın yeni yonga setlerini de yılın 2.yarısında gün yüzüne çıkaracak olmaları beklentileri ciddi şekilde arttırıyor. Zaman neleri gösterecek her beraber takip edeceğiz.

Hard diskin Çalışma Prensipleri

Nisan 22nd, 2008

Verilerimizi kalıcı olarak saklamak için kullanılan bir saklama
birimidir. Sabit disk döner bir mil üzerine sıralanmış, metal veya
plastikten yapılma ve üzeri manyetik bir tabaka ile kaplı plakalar ve
bu plakaların alt ve üst kısımlarında yerleşen okuma/yazma kafalarından
oluşur. Veriler sabit diskteki bu manyetik tabakalar üzerine
kaydedilir. Verilerin kaydedilmesinde mıknatıslanma mantığı kullanılır.
Mıknatısın iki kutbu dijital olarak 1 ve 0 ‘ı temsil eder. Verilerimiz
böylece küçük mıknatıslar halinde bu manyetik ortamlara yazılırlar. Bu
manyetik tabakaların üstü dairesel çizgilerle örülüdür. Bunlara iz
(track ) denir. Sabit disk’te birden fazla plakalar üst üste
dizilmiştir. Bu plakaların hem alt hem de üst tarafına bilgi
yazılabilir. Herbir plaka üzerinde altlı-üstlü yerleşen ve herbirinin
ortadaki mile uzaklığı aynı olan izlerin oluşturduğu gruba silindir
ismi verilir. Sabit disk üzerinde herbir yüz bir kafa tarafından
okunmaktadır. Bu nedenle kafa ve yüz aynı terime karşılık gelir. İz
yapısını pasta dilimi şeklinde bölünmesiyle oluşan ve sabit disk
üzerinde adreslenebilir en küçük alana denk gelen parçaya ise sektör
(Sector ) adı verilir ve bir sektörün barındırabileceği veri miktarı
512 byte uzunluğundadır. Bu sektör, kafa ve izler sabit diskte verinin
adreslenmesi için kullanılırlar. Şuan adreslemede kullanılan iki yöntem
vardır. Bunlardan ilki CHS olarak adlandırılan Cylinder-Head-Sector
konumlarının verilmesi ile 3 boyutlu olarak dosyanın yerinin bulunması
ikincisi ise LBA (Logical Block Adressing – mantıksal kütük adreslemesi
) adı verilen tek boyutlu adresleme yöntemidir. Günümüzde kullanılan
iki tip sabit disk arabirimi vardır. Bunlar IDE ve SCSI’dir. IDE IDE
(Integrated Drive Electronics ) bilgisayarın anakartındaki veri yolu
ile depolama aygıtları arasında kullanılan standart bir elektronik
arabirimdir. IDE IBM’in 16 bitlik ISA yol sistemi tabanlıdır ama ayrıca
diğer yol standartlarını kullanan yol sistemlerinde de
kullanılabilir.Günümüzde satılan birçok bilgisayar IDE’nin gelişmiş
versiyonu olan EIDE’yi (Enhanced IDE ) kullanır. IDE kasım,1990’da ANSI
tarafından bir standart olarak benimsendi. IDE’nin ANSI ismi ATA’dir
(Advanced Technology Atachment ). Normal şartlar bir IDE arabirim ile
iki tane sabit diskin çalıştırılması mümkündür: Ancak iki entegre
denetleyicisinin birinci pozisyonda olmak istemesini engellemek
gerekir. Bunu yapmak için sürücülerden biri ana sürücü (Master Drive )
diğeri de bağımlı sürücü (Slave Drive )’dır. Bu disk işlemlerinde açık
bir hiyerarşi oluşturur. IDE’nin deenetleyici teknolojisinin artan
isteklerine cevap vermekte yetersiz kalması nedeni ile EIDE’nin ortaya
çıkmıştır. IDE denetleyicisinin üç temel sorunu vardı. 528 MB’’lık
depolama üst sınırı vardı. Yani 528 MB’ın üstündeki diskler IDElerle
kullanılamazlar. En çok iki disk desteği vardı. Yalnızca iki disk
kullanılabilmekte idi. Ve CD-ROM gibi çevre birimlerine destek
vermemekte idi. EIDE ile birlikte her bir disk için 8.4 GB’lık disk
desteği vardır. Günümüzde bu sınır daha da üste çekilmiştir. 128 GB’a
kadar diskler desteklenebilir. 4 tane IDE diski ve CD-ROM
kullanılabilir. Bunun için de IDE1 ve IDE2 olarak iki tane arabirim
konnektörü kullanılır. Birincil olana Primary ikincil olana da
Secondary ismi verilir. Bir konnektörde iki tane disk ve benzeri aygıt
kullanılabilir. Bunlar birbirinden Master ve slave olarak biribirinden
ayrılır. Böylece bilgisayara takılan disk ve benzeri birimler Primary
master, Primary Slave, Secondary Master ve Secondary Slave olarak
isimlendirilir. Hiyerarşik düzünde aynen bu şekildedir. EIDE’lerle
birlikte Ultra DMA kavramı ile karşılaşmaktayız. Ultra DMA bilgisayarın
veriyi sabit diskten bilgisayarın veri yolları ile anabelleğe
göndermede kullanılan bir protokoldür. ULTRA DMA/33 protokolü verileri
çoğuşma modunda ve 33.3 MBps (Megabayt/saniye ) hızında transfer eder.
Bu bir önceki DMA arabiriminin iki katı kadar daha hızlıdır.Ultra DMA
Sabit disk üreticisi olan QUANTUM ve chipset üreticisi olan INTEL
tarafından geliştirildi. Bilgisayarınızın Ultra DMA’yı desteklemesi
demek bilgisayarınızın daha hızlı açılması, yeni uygulamaları daha
hızlı çalıştırması anlamına gelir. Ultra DMA 40 pinlik bir IDE
arabirimi kablosu kullanır. Ultra DMA/33’den sonra Ultra DMA/66 çıktı.
Ultra DMA/66 verilerin 66 MBps hızında iletilmesini sağlar. Bu bir
önceki Ultra DMA moduna göre iki kat hızlıdır. Ultra DMA/66 80 pinlik
IDE kablosu kullanılır. Ultra DMA’nın çoğuşma modunu desteklediği
söylenmişti. Çoğuşma modu verilerin normalinden daha hızlı gönderildiği
bir veri gönderme kipidir. Çoğuşma kipini gerçekleştiren birçok teknik
bulunmaktadır. Veri yolunda, Örneğin çoğuşma modu, bir aygıtın yolun
kontrolünü ele almasını ve diğer aygıtların bunu kesmemesini sağla*ne
dersen kendine* gerçekleştirilir. RAM’de ise Çoğuşma modu bir sonraki
hafıza birimi kendisine ihtiyaç duyulmadan getirilerek yapılır. Bu disk
cachlerinde kullanılan tekniğin aynısıdır. Böylece veriler daha hızlı
iletilirler. Bütün çoğuşma modlarının sahip olduğu bir
karakteristik geçici ve güçlendirilemeyen olmasıdır. Sınırlı zaman
dilimlerinde ve özel şartlarda normalden daha hızlı veri transferi
sağlarlar. SCSI Small computer System Interface’in
kısaltılmış şeklidir. SCSI arabirimi seri ve paralel portlardan daha
hızlı veri transfer oranı sağlar. (saniyede 80 Megabyte veri iletimi
sağlayabilir ). SCSI arabirimlere diskin dışında yazıcı, CD-ROM gibi
çeşitli aygıtlar bağlanabilir. Bu yüzden SCSI basit bir arabirimden çok
bir giriş/çıkış yoludur. SCSI arabirimi bir ANSI standardı olmasına
rağmen çeşitli varyasyonları bulunmaktadır. Bu yüzden İki SCSI
arabirimi birbiri ile uyumlu olmayabilir. Günümüzde kullanılan SCSI
arabirimleri aşağıdadır. ¨      SCSI-1 : 8 bitlik bir yol kullanır ve 4 MBps lik bir veri transfer hızını destekler. ¨ 
    SCSI-2 : SCSI-1 ile aynıdır, fakat 50 pinlik konnektörler
kullanırlar. ve birden fazla aygıtın bağlanmasına izin verirler. ¨      Wide SCSI : 16 bitlik veri transferini desteklemek için daha geniş bir kablo kullanırlar. ¨      Fast SCSI : 8 bitlik yol kullanırlar, fakat 10 MBps’lik veri transferini desteklemek için saat hızını ikiye katlarlar. ¨      Fast wide SCSI : 16 bitlik yol kullanır ve 20 Mbpslik veri transfer hızını destekler. ¨      Ultra SCSI : 8-bitlik yol kullanır ve 20 MBps’li veri transfer hızını destekler. ¨      SCSI-3: 16 bitlik yol kullanır ve 40 MBps’lik veri transfer hızını destekler. Ayrıca Ultra Wide SCSI de denir. ¨      Ultra2 SCSI: 8 bitlik yol kullanır ve 40 MBps’lik veri transfer hızını destekler. ¨      Wide Ultra2 SCSI: 16 bitlik bir yol kullanır ve 80 MBps’lik veri transfer hızını destekler. SCSI
aygıtların dürümlerine göre 15 aygıta kadar sisteme bağlayabilir.
SCSI’ler IDE arabirimlerinden farklı olarak rasgele erişim yöntemini
kullanırlar. IDE’ler ise sıralı erişim yöntemini kullanırlar. SCSI
arabirimleri IDE’lerden daha hızlıdırlar. Ancak daha da pahalıdırlar.
Dünya piyasının yaklaşık %10’unda varlar. IDE’ler ise ucuz olmaları ve
artık anakart üzerinde tümleşik olarak gelmeleri sebebi ile daha fazla
tercih edilmiştir. Bir sabit diskin kapasitesi şu şekilde hesaplanır. Silindir sayısı*Sektör Sayısı*kafa sayısı*512’dir 1024
silindir, 256 kafa ve 63 sektör parametrelerine sahip bir sabit diskin
kapasitesi: 1024*256*63*512=845571864 Byte’dır. Bu da yaklaşık 8.4
Gigabyte’dır. Sabit diskler ile gelen önemli bir kavram da partisyon
kavramıdır. Partisyon kabaca diskin üzerinde oluşturulmuş bölümlerdir.
Bir diskte sadece bir partisyon olabileceği gibi birden fazla da
partisyon olabilir. Bir partisyon hangi amaç ile oluşturulmuş olursa
olsun o partisyona ulaşım yapacak işletim sistemine uygun bir dosya
sistemi ile biçimlendirilmelidir. Bu genellikle işletim sisteminin
sorunudur ve işletim sistemi birden fazla dosya sistemini
destekleyebilir. Partisyonların isimlendirilmesine gelince ilk olarak
primary master konumundaki partisyon c’den itibaren isim almaya başlar.
Sonra master diskinizde birden fazla partisyon var ise onlar
isimlendirilmeye başlar. Örneğin Primary master’daki disk ikiye
bölünmüş ise birincisi C: ikincisi ise D: ismini alır. Buradaki
bölümleme işlemi mantıksaldır. Eğer, ikinci bir sabit disk var ise bu
disk fiziksel olduğu için D: harfini alır. Mantıksal olarak bölümlenmiş
diskin ikinci bölümü ise E: harfini alır. Dosya sistemlerinde yaygın
olanlarından biraz bahsedelim ¨      FAT    File
Allocation Table – Türkçeye çevirmek gerekir ise Dosya Atama Tablosu.Bu
sistemde partisyon herbiri belli miktarda sektör içeren cluster isimli
parçalara ayrılır. Ve hangi dosyaların bu cluster parçalarından
hangilerine yerleştiği, hangi cluster parçalarının boş, hangilerinin
dolu olduğu gibi bilgiler FAT üzerine yazılır. İşletim sistemi de
herhangi bir dosyaya erişim yapmak istediğinde dosyayı bulmak için FAT
üzerine yazılan bu bilgilerden faydalanır. Her ihtimale karşı sabit
disk üzerinde bir kopyası bulundurulur. ¨      FAT16 DOS,
Windows3.1 ve OSR2 sürümü öncesi Windows95’in kullandığı dosya
sistemidir. Eski bir dosya sistemi olduğu için birtakım dezavantajları
ve eksiklikleri vardır. Bunlardan bir tanesi kök dizinin (root )
sınırlandırılmış olmasıdır. FAT16 sisteminde açılıştaki primary
partisyona ait root dizini, FAT tablosu ve boot sektörü cluster içinde
yer almazlar ve sayısı belli olan sıralı sektörlerde tutulurlar. Bu
sayının belli olması kök dizinine yapılacak eklentilerin belli bir
sınırı olması sonucunu doğurur. Kısacası altdizin istenildiği kadar
uzatılabilmekle birlikte kök dizinde belli uzunlukta girişle
sınırlandırılmıştır. İkincisi FAT16 dosya sisteminde adresleme 16 bit
olduğundan adreslenebilecek maksimum cluster sayısı 65525’tir ve bu
clusterların boyutu 32 KB olabilir. (aslında cluster sayısı 65536
olmalıdır. Ama bazıları özel amaçlar için tutulur. ) bu da bizi
FAT16’da kullanılan bir partisyonun 2 GB’dan daha büyük olmayacağı
sonucuna götürür. Üçüncüsü FAT16 elindeki boş sabit diski ya da
partisyon alanının bir şekilde elindeki clusterlara dağıtmak
zorundadır. Bu nedenle sabit diskin boyutu büyümeye başladıkça
cluster’ın boyutu da büyür. Örneğin 1 MB’lık bir dosya birçok cluster
üzerine sıralanıp yerleşirken 10KB uzunluğundaki tek bir dosya bir
cluster’ı kaplar. Bu durumda özellikle disk boyutu 1-2GB arasında
iseFAT16 cluster boyutu 32 KB olacaktır ve cluster üzerinde 10KB’lık
dosyadan arta kalan 22 KB’lık boşluk değerlendirilemeyerek boşa
gidecektir. Özellikle çok miktarda ufak dosya barındıran sabit
disklerde bu durum bolca olur. ¨      FAT32 Windows95
OSR2, Windows98, Windows2000 ve Linux tarafından tanınan ve FAT16’dan
daha gelişmiş bir dosya sistemidir. İlk olarak FAT32’de herhangi bir
kök dizin sınırlaması yoktur. İkinci olarak FAT32, FAT16’daki 16 bitlik
adresleme yerine 32 bitlik adresleme kullanır. Bu da 2 TB’a kadar olan
disklerin tanınmasını sağlar. Üçüncü olarak FAT32 cluster boyutunu
azaltarak boş alan israfını azaltır. FAT16 ile FAT32 arasındaki farklar
değişik disk veya partisyon büyüklükleri için aşağıdaki tabloda
gösterilmektedir. FAT16 ve FAT32 cluster boyutları Sürücü ya da Partisyon Boyutu FAT16 cluster Boyutu FAT32 cluster boyutu 256 MB - 511 MB 8 KB Desteklenmiyor 512 MB – 1023 MB 16 KB 4 KB 1024 MB – 2 GB 32 KB 4 KB 2 GB – 8 GB Desteklenmiyor 4 KB 8 GB – 16 GB Desteklenmiyor 8 KB 16 GB – 32 GB Desteklenmiyor 16 KB à 32 GB Desteklenmiyor 32 KB

CISC ve RISC Kavramları & En Basit Haliyle Bir İşlemci

Nisan 22nd, 2008

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Yıllar
geçtikçe iki işlemci ailesi piyasaya hakim olmaya başladı: Intel
Pentium ve Motorola PowerPC. Bu iki işlemci aynı zamanda uzun yıllar
boyunca kullanılacak ve günümüze kadar değişmeyecek iki farklı mimariye
sahiplerdi. CISC (Complex Instruction Set Computer), geleneksel
bilgisayar mimarisidir. İşlemci kendi üzerinde bulunan microcode adlı
minyatür bir yazılımı kullanarak komut setlerini çalıştırır. Bu sayede
komut setleri değişik uzunluklarda olabilir ve bütün adresleme
modellerini kullanabilirler. Bunun dezavantajı çalışmak için daha
karmaşık bir devre tasarımına ihtiyaç duyulmasıdır. İşlemci
üreticileri daha komlpleks (ve güçlü) işlemciler üretmek için sürekli
daha büyük komut setleri kullandılar. 1974 yılında IBM’den John Cocke
bir çipin daha az komutla çalışabilmesi gerektiğini düşündü ve ortaya
sadece sınırlı sayıda komut setleri kullanabilen RISC (Reduced
Instruction Set Computer) mimarisi çıktı. Bu mimaride komutların
uzunluğu sabittir ve bu yüzden de direk olmayan adresleme modu
kullanılamaz. Sadece tek bir saat döngüsünde veya daha az sürede
çalıştırabilecek komutlar işleme konabilir. RISC işlemcilerin en büyük
avantajları komutları çok çabuk işleyebilmeleridir çünkü bu mimaride
komutlar çok basittir. Bu sayede RISC işlemcileri tasarlayıp üretmek
daha ucuzdur, çünkü bu basit komutlar için daha az transistör ve daha
basit devreler gerekir. Execution Unit (Core=Çekirdek): Bu
ünite komutları çalıştırır ve pipeline (işhattı) denen yollarla
beslenip tamsayıları kullanarak okuma, değiştirme ve komut çalıştırma
işlemlerini yapar. Artimetik hesaplamalar için ALU (Arithmetic and
Logic Unit) denen aritmetik ve mantık üniteleri kullanılır, ALU için
işlemcilerin yapıtaşıdır diyebiliriz. Branch Predictor: Bu ünite
bir program çalışırken başka bir satıra atlayacağı zaman hangi
satırların işleme konacağını tahmin etmeye çalışarak Prefetch
(komutların bellekten ne zaman çağrılacağına karar verir ve komutları
Decode ünitesine doğru sırayla gönderir) ve Decode (bu ünite de
kompleks makina dili komutlarını ALU’nun ve registerların
kullanabileceği basit komutlara dönüştürür) ünitelerine hız
kazandırmaya çalışır. Floating Point Unit: Bu ünite tamsayı olmayan floating point (kayar nokta) hesaplamalarından sorumludur L1
Cache: İşlemci için önbellek. Önemli kodlar ve veriler bellekten buraya
kopyalanır ve işlemci bunlara daha hızlı ulaşabilir. Kodlar için olan
Code ve veriler için olan Data cache olmak üzere ikiye ayrılır. Güncel
işlemcilerde L2 (Level 2, 2. seviye) önbellek de bulunur. Önceleri L2
önbellek anakartta bulunurdu. Daha sonra slot işlemciler ortaya çıktı
ve işlemci çekirdeğinin de üzerinde bulunduğu kartuj şeklindeki
paketlerde önbellek çekirdeğin dışında ama işlemciyle aynı yapıda
kullanılmaya başlandı. Bu kısa geçiş döneminden sonraysa önbellek
işlemci çekirdeklerine entegre edildi. BUS Interface:
İşlemciye veri kod karışımını geitirir, bunları ayırarak işlemcinin
ünitelerinin kullanmasını sağlar ve sonuçları tekrar birleştirerek
dışarı yollar. Bu arayüzün genişliği işlemcinin adresleyebileceği
hafızayı belirler. Örneğin 32 bitlik hafıza genişliğine sahip bir
işlemci 232 byte (4 GB) hafızayı adresleyebilir ve bu hafızadan aynı
anda 32 bit üzerinde işlem yapabilir. Günümüzde masaüstü pazarına 32
bitlik işlemciler hakimken sunucu uygulamarı ve bilimsel çalışmalar
için de 64 bitlik işlemciler yaygın olarak kullanılır. Bir
işlemcideki bütün elemalar saat vuruşlarıyla çalışır. Saat hızı bir
işlemcinin saniyede ne kadar çevrim yapabileceğini belirler. 200 MHz
saat hızı 200 MHz olan bir işlemci kendi içinde saniyede 200 çevrim
yapabilir. Her çevrimde işlemcinin ne kadar işlem yapabileceği
işlemcinin yapısına göre değişir. Bu saat vuruşları anakart üzerindeki
Clock Generator denen yongayla üretilir. Bu yonganın içinde çok hassas
kristaller vardır. Bu kristallerin titreşimleri saat vuruşlarını
oluşturur. Program Counter (PC) denen birim içinde
çalıştırılacak bir sonraki komutun hafızadaki adresini bulundurur. Bu
komutun çalıştırılma zamanı geldiğinde kontrol ünitesi komutu işlenmek
üzere hafızadan alır ve işlemci üzerindeki Instruction Register denen
bölüme işlenmek üzere aktarır. Yazmaç da diyebileceğimiz registerlar
hafızadan verilerin veya kodların yazılabildiği geçici saklama
alanlarıdır. İçindeki adresi gerekli yazmaca aktaran PC daha sonra bir
arttırılır ve bir sonraki komutun zamanı geldiğinde Instruction
Register’a aktarılmak üzere hazırda beklemesi sağlanır. Komut
işlendikten sonra hesaplamayı yapan birim Status Register (SC) denen
yazmacın değerini değiştirir, bu yazmaçta bir önceki işlemin sonucu
saklıdır. Kontrol ünitesi bu yazmaçtaki değeri kullanarak sonuca göre
gerekli komutları çalıştırabilir. Bu okuduklarınızın tamamı komutun uzunluğuna ve işlemcinin mimarisine göre bir veya daha fazla saat vuruşunda yapılabilir

Bilgisayarınızı Klavyeden yada Mouseden Açın

Nisan 22nd, 2008

Bilgisayarı çalıştırmak için kullanılan en yaygın yöntem power düğmesine basmaktır.Ancak bu olay size zor geliyor ya da bilgisayarınızı çalıştırmak için farklı yöntemler arıyorsanız işte size bir kaç yöntem…Bu yöntemlerle bilgisayarınızı Mouse sağ tuşu ya da klavyeden girilen bir parola ile çalıştırmanız mümkün.Bütün bu ayarlar için önce BIOS ‘a girmemiz gerekecektir.Bunun için bilgisayarınız açılırken DELETE tuşuna basmanız yeterli olacaktır.BIOS da ‘INTEGRATED PERIPHERALS’ bölümüne girin ve ‘Power On Function’ ayarını bulun.Burada genel olarak ‘Button Only’ seçeneği seçilidir.Bu kısmı ‘Mouse Right’ yapmanız halinde artık bilgisayarınız Mouse sağ tıklamasıyla açılacaktır.Bir
diğer alternatif ise bu bölümü ‘Password’ olarak ayarlarsanız ‘KB Power
On Password” kısmında belirttiğiniz herhangi beş karakterlik bir parola
ile makinenizi açabilirsiniz.Eski Haline Dönmek içinse ;Geri dönmek için BIOS seçeneklerinden Load Defauld seçeneğini seçip kaydedin çıkın yeter

Bilgisayar Ağları Rehberi

Nisan 22nd, 2008

Bilgisayarlar hep yalnız kalsaydı ve bilgisayar ağları olmasaydı, ne
olurdu hiç düşündünüz mü? En basitinden bir örnekle başlayalım. Eğer ağ
kavramıyla tanışmasaydık şu an siz bu yazıyı burada okuyamıyor
olacaktınız ;-) Evet Internet’i bir birinden uzak bir çok Local Area
Network’un (Yerel alan ağ’larının) birleşmesiyle oluşan milyonlarca
Wide Area Network’lerin (Geniş alan ağ’ların), routerlar vasıtasıyla
bağlanması sonucu oluşan en geniş ağ olarak nitelendirebiliriz sanırım.
Yani dünyadaki bir çok bilgisayardaki ufak bilgilerin paylaşıma
açılmasıyla uçsuz bucaksız bir bilgi dünyasına açılıyoruz kısacası. Bu
yüzden Internet’i büyük bir bilgi paylaşımı olarak nitelendiriyoruz.
Bütün bilgisayarlar, sunucular kapalı olsa Internet diye birşey
olmazdı. Yani eğer paylaşım olmasaydı Internet de olmazdı! Bu gün sizde
internet’e bağlandığınız süre içersinde eğer KaZaA, i-mesh gibi dosya
paylaşım programlarını kullanıyorsanız bilgisayarınızı bu bilgi ağının
bir parçası yapıyorsunuz demektir.Bu
yazı dizimizde sizlere bu işlerin temelinden başlayıp biraz önbilgi
vereceğiz. Daha sonraki yazılarımızda, basit bir yerel ağın A’dan Z’ye
kurulumu’nu derinlemesine anlatacağız. Böylece bir çok kullanıcının
aklındaki network ile ilgili sorularını cevaplayacağız sanırım.Bu
yazımız network’e giriş tarzında bir makale; bilgisayar ağları’nın
temellerinden bahsedip örnekler üzerinde yorumlarımızı sizlere
sunacağız.Bu makalemizde:-LAN, WAN kavramlarına; bilgisayar topolojilerine ve yerel ağlar için gerekli olan ağ ekipmanlarını göz atacağız.Neden bilgisayar ağ’larına ihtiyacımız var?Önce
girişte bahsettiğimiz “LAN” ve “WAN” kavramları ile başlayalım.Yerel ağ
olarak tanımladığımız Local Area Network’e aynı yapı içindeki sınırlı
bir alanda bir birine bağlanmış bilgisayarlardan oluşan bilgisayar
ağına diyoruz. Örnek olarak hepimizin bildiği internet kafeler, yerel
ağın oluşumuna güzel bir örnektir. Wide Area Network ise; farklı
bölgelerdeki yerel ağların bağlanması sonucu oluşan bilgisayar ağıdır.
Mesela; Bir kargo şirketin’nin İstanbul, İzmir,Ankara … şubelerinde
ki yerel ağları’nın bir birbirine bağlanması.LAN’
larda temel amaç aynı yapı içinde kullanılan bilgisayarların bazı
donanımları paylaşmasını, ortak çalışma ortamını sağla*ne dersen
kendine* zamandan tasarruf edilmesi sayesinde bilginin hızlı bir
şekilde okunması ve işlenmesini sağlamak. Örneğin bir oda içersinde 10
bilgisayar var. Her bir bilgisayarın sürekli yazıcı kullanması gerekli.
Eğer ağ ortamı yoksa, bunu ya hepsine ayrı ayrı yazıcı bağla*ne dersen
kendine* halledersiniz ya da kim doküman çıkaracaksa o kişi dokümanını
diskete kaydedip yazıcının bağlı olduğu bilgisayardan çıkış alarak
sorunu halleder. Burada bahsettiğimiz birinci yöntem masraflı bir
yöntem, ikinci yöntem ise çalışma performansını düşüren ve çok zaman
kaybına sebep olabilecek bir yöntem.Bu sorunu ufak bir ağ kurarak ve
yazıcının kullanım sıklığına bağlı olmak kaydıyla ağ’a bağlı bir yada
iki bilgisayara yazıcı kurup bu yazıcıları da ağ’daki diğer
bilgisayarların kullanımı için paylaşıma açabiliriz. Böylece hem maddi
yönden tasarruf sağlarız hem de çalışma performansını arttırırız.WAN’lara
bir örnek verecek olursak ta yukarıda bahsetmiş olduğum kargo şirketi
örneğini sürdürelim. Eğer bir kargo şirketine sahipseniz bir çok ilde
yada ülkede geniş bir ağa sahip olmanız gerekir. Çünkü kargo için
girilen her hangi bir kaydın rahatlıkla diğer şubelerde de eş zamanlı
okunabilmesi gerekir. Aynı durum bankalarda da geçerli eğer siz her
hangi bir bankanın x şubesinde hesap açtırdınız ve paranızı oraya
yatırdıysanız. Peki nasıl oluyorda bilgileriniz başka bir şubesinde
kayıtlı olabiliyor hatta başka bir banka ATM şubesinden dahi kendi
hesabınıza erişebiliyorsunuz? Aslında burda anlatmış olduğumuz şubeler
birer client (istemci) olmuş oluyolar ve bilgileri Merkez’ deki yani
Server’ın (Sunucu’nun) bulunduğu yerden okumak için çağırıyor yada
kayıt ederken oraya kayıt ediyor. Yani kısaca havuz sistemi diyelim
biz. Bilgi havuzu yani ;-)Toparlayacak
olursak; Network, birbirine bağlanmış server,printer, pc yada benzeri
haberleşme ekipmanlarının en ekonomik ve verimli yoldan kullanılmasıdır
diyebiliriz. Bu bağlamda network’ün bizlere yararları da zamandan ve
maliyetten tasarruf ederek ortak çalışma ortamı sağlamasıdır. Server, Client ve dolayısıyla karşınızda : Band genişliği sorunuSırası
gelmişken Server-Client ilişkisinden bahsedelim ve bilgisayar ağlarında
Ana makine dediğimiz “Server’lara neden ihtiyamız var?” , “Ağ’da bant
genişliğine niçin ihtiyacımız var? ” gibi akıllarda ki sorularını
yanıtlayalım.Server, Sunucu, Ana Makine hepsi aynı şey… Siz
ne şekilde adlandırırsanız adlandırın, biz amacı ağ ortamındaki diğer
bilgisayarlara kaynaklarını açıp programların paylaşıldığı, bilginin
toplu halde biriktiği veri tabanlarının kurulu olduğu makineler diyelim
kısaca. Server olarak olarak tabir ettiğimiz ana bilgisayarlar,
kullanım şekline göre farklı bir şekilde sunuculuk görevini
üstlenebilirler. Mesela bilginin belli bir havuzda toplanması amacıyla
kurulan bir data server düşünelim. Buradaki amaç diğer kullanıcı
dediğimiz yani client’lerin (istemci’lerin) bu bilgilere rahatlıkla
erişip kullanım yapmasıdır ve ortak bir data’nın kullanılmasıdır.
Yukarıdaki örnekte bahsettiğimiz banka ve kargo şirketi böyle bir
server kullanması gerekmektedir. Biraz önce de dediğimiz gibi
bir bir ağ da farklı yada aynı amaçlar için bir çok server olabilir,
kullanıcı sayısı arttıkça ağ’daki bant genişliği azalacaktır. Sunucudan
bilgi gönderip almada, bekleme de sorunları olacaktır. O yüzden ağ’daki
bant genişliğini arttırmak için bir Server’e bir kaç işlevsellik verip
yaptırmak yerine bir ağ’a bir kaç tane server kurabiliriz.Şimdi
isterseniz bir örnek verelim; Merkezi bir veritabanının kullanıldığı 20
kullanıcılı gibi, fazla geniş olmayan bir LAN’da buna ek olarak
Internet paylaşımı ve yazıcı paylaşımı olduğunu var sayalım. Bütün
paylaşımları tek bir makine’den yapmaya kalkarsanız ağ trafiğiniz allak
bullak olur. Düşünsenize, bu tek bilgisayardan Internet’e bağlısınız
oraya belli bir paket alıp gönderiyorsunuz. Ayrıca kullanıcılar
Internet’e çıkış yaptıkça onlara da ayrıca bir bant genişliği
ayırıyorsunuz, sonra bir bakmışsınız yazıcıda kuyruk çok, bu arada
veritabanınıza sürekli kayıt işleniyor ve okunuyor.Yani
anlıyacağınız 20 şeritli(biraz abarttık ama) bir yolun en sonunda tek
şerit’e inen bir köprü var. Eee haliyle 20 araba belli bir sıraya
girerek bu yoldan geçmek zorunda! Fakat bu işlemleri farklı farklı
bilgisayarlara bölüp gerçekleştirirseniz o tek şeritli köprüyü 3
şerit’e çıkarmış olursunuz. Sanırım bu örnekle ağlarda ki bant
genişliği gereksinimini kafanızda sağlam bir şekilde oturttuk.Nasıl iletişim yapılıyor peki?Bilgisayar ağlarında kullanılan kablolardan bahsedelim birazda. Yerel alan ağlarında kullanılan kablo çeşitleri :-Thin Ethernet coaxial (İnce koaksiel kablo)-Thick Ethernet coaxial (Kalın koaksiel kablo)-CAT 3 Unshielded Twisted Pair (Kategori 3 korumasız dolanmış çift tel)-CAT 5 Unshielded Twisted Pair (Kategori 5 korumasız dolanmış çift tel)-Fiber optik kablolar (Kablonun gidemeyeceği yerler için )-Ve son zamanlarda kablolardan kurtulmak için tercih edilen Wireless (kablosuz) iletişimYerel
ağlarda, koaksiel kablolar kullanım kolaylığı sağlamaması yüzünden
günümüzde fazla kullanılmamaktadır. Fakat uzun mesafeli iletişim
sağlarlar. BNC konnektörlerle bilgisayarda sonlandırılır. CAT3 ve CAT5
standartlarında kullandığımız UTP kablo yerel ağlarda daha çok
kullanılıyor. UTP kabloların sonlandırmak için RJ-45 dediğimiz
konnektörleri kullanıyoruz. Ek olarak bilgi vermek amacıyla söyleyeyim,
CAT1 UTP kablosunuda telefon kablosu olarak bilmekteyiz ve
sonlandırıcısı da RJ-11 konnektördür. Ayrıca kablonun gidemeyeceği
yerler içinde fiber optik kabloları kullanıyoruz.Wireless’ler ise radyo
dalgasıyla çalışan kablosuz iletişim için bir çözüm ama bant genişliği
şuan için az. Yerel ağlarda kullanılan ekipmanlarEthernet kartı: Bilgisayarınızın ağ kartı. Yani kabloların gelip sonlandırılarak bilgisayara bağlandığı yer diyelim.Swich/Hub:
Star yapıya sahip bilgisayar ağlarındaki bütün bağlantıların birleştiği
merkez olarak tanımlanırlar. Buraya gelen sinyaller diğer
bilgisayarlara dağıtılır. 10/100Mbps olarak piyasada satılırlar. Gerçi
genellikle hub’lar 10Mbps’dir. Switch’lerin hub’lardan farkı daha
akıllı olmalarıdır. İletilmesi istenilen paketi sadece istenilen yere
dağıtır bütün ağa göndermez. Örneğin internet çıkışı isteyen sadece 2
makine varsa bütün makinelere gönderilerek bant genişliğini azaltmaya
gerek yok deyip diğer makinelere çıkış vermez. Tabii Explorer’a
tıklamadıkları sürece.Konnektörler: Önceden de değindiğimiz
gibi kablo tiplerine göre kablonun uzunu sonlandırmak ve bilgisayardaki
ethernet kartlarına bağlanmasına sağlamak amacıyla bazı aparatlara
ihtiyacımzı var. İşte onlara konnektör diyoruz. CAT3-5 kablo için
RJ-45, Koaksiel kablo için BNC gibiVe tabi ki yukarıda
anlattığımız kablolar ve kablosuz iletişim ekipmanları bir ağın
vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu ekipmanlar yerel bilgisayar ağları için
yeterli olanlardır. Bu makaleyi sizlere bilgisayar ağları
hakkında bir ön bilgi edinmek amacıyla verdik. Bilgisayar ağlarının
niçin gereksinim olduğunu anlatmaya çalıştık. Bir çok kullanıcı ev
lerinde ufak bir network kurmak ve paylaşımlarını arttırmak istiyor.
Çünkü bilgisayar ağları sayesinde hayat daha hızlı daha zevkli oluyor.
Internet kafeler de aslında Internet’in kullanımının yanı sıra daha çok
multiplayer oyun oynanıyor, yapay zeka bazen sıkıcı olabiliyor yada ev
de 2 bilgisayarınız var ve bu 2 bilgisayara Internet’i paylaştırmak
istiyorsunuz…. Biz de ilerleyen günlerde sizlere hazırlayacağımız bir
rehber sayesinde bu sorunları ortadan kaldıracağız sanırım. Bu rehber
yada rehberlerimiz de: -Kablolama nasıl yapılır?-2 yada daha fazla bilgisayarı nasıl bir birine bağlarım?-Internet’i nasıl paylaştırırım?-Bilgisayarları uzaktan nasıl yönetebilirim? gibi sorularınıza cevap vermeye çalışacağız. Unutmadan
sizede son bir söz söyleyeyim, siz de bir daha ki yazımızda yanınızda
UTP sıkma pensesini hazır tutmayı unutmayın ;-) Yemek tarifi programı
gibi oldu, önceden hazırlık yapın yani ;-)Bilgisayar Ağları Rehberi (Networking) - II. BölümGeçen
yazımız olan “Bilgisayar Ağları - I. Bölümde” bir ağa sahip olmamızın
bizlere neler sağladığı konusunda bilgi verip, bilgisayar ağları ile
ilgili ön bilgiler vermiştik. İkinci bölümümüzde artık “Nasıl yapılır?”
kısmına giriyoruz.Kablolama nasıl yapılır?Kullanıcıların
bir çoğunun kendi ağlarını oluştururken kafaları karıştıran en önemli
noktalardan biri kablolama konusudur. Genelde bize gelen sorular şu
yönde: “Renklerin bağlanma sırası önemli mi? 2 bilgisayarı bağlarken
hangi renkleri nasıl bağlayacağım?” Kablolama konusunda bu
karışıklığı gidermek için bu soruların cevaplarını, nasıl CAT5 kablo
oluşturacağınızı, resimler eşliğince göstereceğiz. Network
için kablo yaparken öncelikle bakmanız gereken şey kablonuzun
standardı. CAT5 kablolar için genel olarak kullanılan iki standart var
586-A ve 586-B. Bu standartlar kablonuzun üzerinde yazar. Kablonuzu
renklerine göre bağlayacağınız standartlarda bunlardan ibarettir.568-A ya göre bağlama1-Yeşil-Beyaz 2-Yeşil 3-Turuncu-Beyaz 4-Mavi 5-Mavi-Beyaz 6-Turuncu 7-Kahverengi-BayazBilgisayarları Hub ya da Swich yardımıyla bir birine bağlamak için kablo yapmaBirden
çok bilgisayarı bir birine bağlamak istiyorsanız, Hub ya da Swich
yardımıyla bu işi rahatlıkla yapabilirsiniz. Kablonun renklerine göre
bağlama yöntemi ise yine kablonuzun üzerinde yazan standart’a göre
yapmanız tavsiye edilir. Tavsiye edilir diyorum çünkü ben kendi kafama
göre yaptığım farklı renklerde bağlamada da bir network ağını
çalıştırabildim. Ama en iyi performans alacağınız biçim kablonun
üzerinde yazan standart’a göre kablo’nun uçlarını bağlamaktır. Bilgisayarları
Hub yada Swich ile birbirine bağlıyorsanız, kabloyu düz bağlayacaksınız
yani kablonun her iki ucu da, kablonun üzerindeki standart’a göre ya
586-A yada 586-B’ye göre bağlanacak.İki Bilgisayarı birbirine bağlamak için cross kablo yapmaİki
bilgisayarı birbirine bağlamak için cross (çapraz bağlantılı) kablo
yapmak gerekir. Bunun için de kablonun bir ucunu 586-A’ya göre bir
ucunu da 586-B’ye göre yapmanız yeterli olacaktır.Adım Adım kablomuzu oluşturalımMalzemelerimiz hazır:CAT 5 kablo, RJ45 konnektör, kablo sıkma pensesi ve konnektöre takmak isterseniz pabucu :-)Kablomuzun
ucunu 4-5 cm kadar sıyırıyoruz. Bunu sıkma pensesinde bulunan makas
yardımıyla yapabilirsiniz. Dikkatli olun kabloyu sıyırırken fazla
derin’e girmeyin. Yoksa içindeki çift sarılmış tellere de zarar
verebilirsiniz. Ufak bi çizik atıp elinizle kabloyu sıyırın. Gördüğünüz
gibi 4 tane birbirine sarılmış çift tel çıkıyor.Bu
dolanmış telleri açtıktan sonra kablonun standart’ına u*ne dersen
kendine* (586-A veya 586-B için) tellerin renklerine göre sıralamaya
başlıyoruz.Kablonun renklerini ayarladıktan sonra bir elinizin baş ve
işaret parmağını kullanarak sıyrılmış kablonun başlangıçını, diğer
elimizin yine baş ve işaret parmağını da renk sırasına göre dizilmiş
tellerin bitişini sıkı bir şekilde tutup yukarı aşağıya elimizi
kıvırarak telleri düz bir hale getirmek için uğraşıyoruz. Sıyrılmamış
kablodan itibariyle 1,5-2cm’lik kısmı yeterince düzleşmişse, Yine
sıyrılmamış kablonun başlangıçı itibariyle 1-1,5cmlik bir kısmından
düzgün bir şekilde kesiyoruz.Kablomuzu, RJ45 konnektörün alt ve üst kısmını kontrol ederek doğru bir şekilde takıyoruzKablo sıkma pensesi yardımıyla RJ45 konnektörümüzü kablomuzla sıkıştırıyoruz.Evet
kablomuz hazır. Daha önceden de değindiğimiz gibi eğer hazırlayacağınız
kablo 2 PC içinse diğer ucu çapraz bağlayacaksanız, ama Hub/Swich’e
bağlamak içinse düz bağlayacaksınız.

Bütün İşlemci Listelerinin Anası 2005/2006

Nisan 22nd, 2008

Yeni
geliştirdiğimiz deney setimizi kullanarak yeni bir işlemci listesi
yapmanın zamanı geldi. En önemli eklentiler kesinlikle çift çekirdekli
işlemciler ancak AMD’nin Soket 939 ve Intel’in Soket 775 platformlarını
da kapsayan başka küçük yenilikler de var. Böylesine ayrıntılı
bir inceleme akla şu soruyu da getiriyor geçen seferki incelemeden beri
neler değişti ve son kullanıcıya ne kadar başarım artışı yansıdı. Her
konuya muhalefet eden tipler her zaman tekrarladıkları ve üzerine yeni
bir şey eklemedikleri, kelime işlemci programların bugün de 1993
yılında olduğundan daha hızlı çalışmadığı, iddialarını
belirteceklerdir. Tamamen yanılıyorlar mı? Tabii ki
söylediklerinde gerçeklik payı var ancak unuttukları nokta son on yıl
boyunca bilgisayarları kullanma şeklimizin ciddi şekilde değiştiği
gerçeğidir. Günümüzde işlemciler pek çok işi aynı anda farklı
uygulamaları çalıştırarak yapabiliyorlar. 90′lı yılların başında bu
işlerin her biri için özel yongalar gerekirdi bugün her an
kullandığımız bu nimeti sanki hep varmış gibi düşünemeyiz. O zamanlarda
akıcı video veya ses çalma düşünülemezdi ama şu anda hayatımızın olağan
bir parçası haline geldi. Bir başka güzel örnek internet üzerinden
yapılan sesli ve görüntülü konuşmalar. Bu işlemler sırasında veri, eş
zamanlı olarak şifreleniyor ve bunu yaparken bir yandan ofis
uygulamalarınız veya oyunlarınız paralel olarak sorunsuz çalışmaya
devam ediyor. Kısacası şu anda günlük yaşantımızda çok büyük yer
kaplayan pek çok bilgisayar uygulaması bir kaç sene önce aklımızın
ucundan bile geçmezdi.İlk
adımdan sonrası inanılmaz hızlı bir evrim: Intel’in ilk işlemcisi 4004
1971 civarında çıkmıştı. 2300 transistör içeren bu işlemci 12 V gerilim
(voltage) kullanıyordu ve 640 Byte bellek adresleyebiliyordu. Her hangi
bir ısı emiciye gereksinimi yoktu.[/COLOR][/SIZE][/FONT]Bu
çizim AMD ve Intel işlemcilerin 1993 yılından 2005 yılına kadar olan
saat hızı artışını gösteriyor.1993 ile 1999 arasında ortalama saat hızı
artışı on kat olarak göze çarpıyor. Son yıllarda ise bir durgunluk var,
saat hızları ikiye bile katlanmamış.[/COLOR][/SIZE][/FONT]Kişisel
bilgisayarların hayatımızın her alanına girmek için kararlı adımlarla
ilerlediklerini fark etmemiz gerekiyor. Bu gelişmenin en büyük
sürükleyicileri iki büyük işlemci üreticisi olan AMD ve Intel. Hatta
Intel, bugün kullandığımız pek çok standardın yaratıcısı olarak pazar
üzerinde kesin bir etkiye sahip. Geçmişten bugüne gelinen yeri
daha anlamlı hale getirmek için küçük bir örnek vermek gerekirse:
Intel’in 1971 yılında çıkan ilk işlemcisi 4004 2300 transistör
içerirken günümüz işlemcisi Pentium Extreme Edition 840 230 milyon
transistöre sahip. Oranlarsan 100.000 kat artış söz konusu! Başka
bir ölçü kullanarak farklı bir örnek verelim. Eskiden bir transistör
için kullanılan alana şu anda 5845 adet sığdırılabiliyor. Bu gelişme
çekirdek geriliminin (voltage) 12 V (1971) değerinden 1.2 V değerine
inmesiyle birlikte gerçekleşiyor. Ayrıca henüz sınıra da ulaşmış
değiliz; geleneksel silikon tabanlı transistörler bir işlemi
gerçekleştirebilmek için en az 0.7 V gerilime ihtiyaç duyuyorlar.Sıcaklık Sorunları Daha Yüksek Saat Hızlarına Engel1993
yılından bu yana yaşanan başarım artışlarına paralel olarak
işlemcilerin güç gereksinimleri de artıyor. En yüksek 130 W ısıl
tasarım gücü değeriyle Intel rakibi AMD’ye göre daha fazla güç
tüketiyor. 1999 yılına kadar her iki üretici de aynı teknolojik yolu
izlemişlerdi ancak o yıldan sonra yollar ayrıldı. Günümüzde başarım ve
güç tüketimi düşünüldüğünde AMD açık bir şekilde önde gidiyor.[/COLOR][/SIZE][/FONT]Akıllı
bir gözlemci iki rakip işlemci üreticisi arasındaki saat hızı yarışının
bir durgunluk sürecine girdiğini fark edecektir. Artık AMD ve Intel
işlemcilerinin saat hızlarını saklamak için her geçen gün daha fazla
şifreli ürün isimleri kullanıyorlar. İki yıl önce Münih
laboratuarımızda yapılan bir hızaşırtma deneyinde normal bir Pentium 4
bilindik hava soğutmalı bir sistem kullanılarak başarılı bir şekilde 4
GHz sınırını geçmişti. Daha sonra dünya rekoru denemesinde (5 GHz
projemiz) 5.25 GHz değerini görebilmiştik ve şimdi ise dünya rekoru 7
GHz civarında. Ancak normal kullanıcılar hala bu değerleri görebilmiş
değil. Son zamanlarda yonga üreticilerinin karşılarına çıkan
en büyük sorun artan saat hızlarıyla birlikte ısı yayımının da artması.
Şu ana kadar iki firma da tatmin edici bir çözüm geliştiremedi. Bunun
yerine işlemcilerin küçültülmesi alanındaki gelişmelerden yararlanarak
iki çekirdeği bir işlemci üzerinde birleştirme yoluna gittiler. Bu
teknik sayesinde ısı işlemci yüzeyine daha dengeli yayılmakla kalmadı
aynı zamanda daha düşük saat hızlarına sahip çift çekirdekli işlemciler
kendilerinden daha hızlı tek çekirdekli işlemcilere göre daha iyi
başarımlar elde ettiler. Şu an için 4 GHz sınırı aşılamaz bir
engel olarak duruyor, en azından kabul edilebilir ısı yayımı
seviyelerinde kaldığımızı varsayarsak. Ayrıca 130 W ısı yayımı değeri
bile pahalı ve büyük soğutma sistemleri gerektiriyor ki bu da pazar
tarafından hoş karşılanmıyor. Sonuç olarak Intel tarafında en yüksek
saat hızına sahip olan işlemci Pentium 4 670 olarak kalıyor. Aynı sorun
AMD tarafını o kadar etkilemiyor (henüz) çünkü saat hızları nispeten
daha düşük sonuç olarak ısı yayımı da daha az. Yine son 12
yılda olan gelişmeleri anlamak açısından bir örnek verelim. 1993
yılında çıkan Pentium 60 küçük bir soğutucuya sahipken günümüzdeki
işlemciler neredeyse bir bebeğin kafası büyüklüğünde soğutuculara
gereksinim duyuyorlar ve genellikle bilgisayar parçasından çok elektrik
süpürgesi gibi ses çıkarıyorlar. Bu eğilim devam ederse araba radyatörü
büyüklüğünde soğutucularımız olacak!Bazen
bir resim binlerce kelimeden daha çok şey anlatır. Önde 1993 yılından
gelen bir Pentium Overdrive ve soğutucusu. Arkadaki devasa şey ise 2005
yılında Intel Pentium 4 ile birlikte gelen standart soğutucu. Gelecek
bizim için daha da büyük soğutucular getirecek mi?Gerçekler & Sayılar - Başarımın Evrimi1993
- 2005 arasında gerçekleşen işlemci evrimi baş döndürücü bir süreçtir.
Saat hızları bir roket gibi 63 kat artarak 60 MHz’den (Pentium 60) 3800
MHz’ye (Pentium 4 670) kadar çıktı. Aynı anda bilgisayarların ana
bellekleri de gelişmelerden nasibini aldı. Günümüzde giriş seviyesi
bilgisayarlar bile 1993 yılının son model sabit disklerinden daha fazla
belleğe sahip olarak geliyorlar. Saat hızındaki ve bellek
büyüklüğündeki bu artışlar doğru orantılı olarak başarıma yansımadı
çünkü aynı anda yeni sistemlerin getirdiği ek yükler de arttı. Yine de
günümüz işlemcilerinin başarım seviyeleri işlemleri aksamadan
yapabilecek seviyede. 1993 yılında CD’den MP3′e müzik aktarımı işi beş
saat sürerken aynı işin şu anda beş dakika civarında tamamlandığını
düşünün. Başka bir karşılaştırma ister misiniz? Doksanların
ortalarında en hızlı bilgisayar ağları yaklaşık 10 MBit/s (tek yönlü -
half duplex) veri aktarım hızına sahipken şimdilerde kablosuz ağlar 54
MBit/s kablolu ağlar ise 1 GBit/s hızlarına ulaşmış durumdalar. Başka
bir açıdan bakarsak günümüzde iki bilgisayar arasındaki veri aktarımı
on yıl önce bir bilgisayarın kendi içinde veriyi işlemesinden daha
hızlı hale geldi. Pentium 60′ın bellek alt sistemi 40 MB/s hızı
kaldırabilirken Gigabit ağlar bunun iki katı veriyi aktarabiliyorlar.Hayatta Kalan Tek Dinozor 3.5″ Disket SürücüBütün
bu yeniliklerden sonra yanımızda olan tek sadık bileşen: 3.5″ disket
sürücü. Aslen Sony tarafından tasarlanan disket sürücüler kısa zamanda
IBM-uyumlu bilgisayarların (hatırladınız mı o zamanlar böyle
söylenirdi?) standart özellikleri arasında yerini aldı. 18 yıl boyunca
değişmeden günümüzde kullanılmaya devam edilen tek bileşen olan disket
sürücüler 360 rpm dönüş hızına ve 34 kB/s aktarım hızına sahipler. Bir
kez daha günümüzle karşılaştırırsak: Sizden 10,000 mil uzakta bir başka
kıta üzerinde olan bir sunucudan bilgisayarınıza dosya aktarma işlemi
aynı işi disket sürücüden yapmanıza göre üç kat daha hızlı hale gelmiş
durumda. Ve buna rağmen disket sürücü hayatta kalmayı başarıyor. (ÇN: Ülkemizdeki ortalama ADSL internet hızına (512 kBit) sahip bir kullanıcı için bu değer 1.5 ile 2 arasında değişiyor.)Watt Başına Düşen Başarım Ve Enerji Açısından VerimlilikAMD
işlemcilerin 1993′ten günümüze watt başına düşen başarım gelişimi.
Gördüğünüz gibi watt başına düşen başarım yıllar içinde çok ciddi
şekilde artmış.[/COLOR][/SIZE][/FONT]Intel
işlemciler için 1993′ten günümüze aynı gelişim grafiği. Ancak şu an ki
işlemcilerin sonuçları başarımı tam olarak yansıtmıyor çünkü yüksek
saat hızları her zaman aynı oranda başarım artışı sağlayamıyor. Yine de
AMD işlemcilerde olduğu gibi watt başına düşen başarım miktarı yıllar
içinde artıyor.Isı
yayımı miktarı baş döndürücü seviyelere geldikten sonra yüksek saat
hızlarının bir önemi kaldı mı? Artan enerji masraflarıyla birlikte
artık yeni bir standart belirleyici hale gelmeye başladı, Watt başına
düşen başarım. (Watt, işlemcinin güç tüketimini gösteren bir birimdir.)
Çok uzun bir süre ’saat hızı = başarım’ eşitliği gerçek hayatta
gösterilen başarımı veya diğer bir deyişle işlemcinin değerini
gösterdi. Bu yaklaşımı temel alarak Pentium 60 1993 yılında Watt başına
6 MHz başarım sunuyordu. Günümüz işlemcisi Pentium 4 3.8 GHz ile
karşılaştırırsak en iyi örnek watt başına 33 MHz başarım sunuyor. Çizimlerimiz
bu gelişimi açık bir şekilde gösteriyor. 1995′ten beri işlemcilerin
başarımları, ısı kayıpları karşısında inanılmaz bir şekilde yükseldi.
Yine de kötümser yorumcular bu gerçeği kabullenmek istemediler. AMD’nin
işlemcileri Intel’in sunduğu işlemcilere göre daha verimliler özellikle
de çift çekirdekli işlemciler düşünüldüğünde. Tek çekirdekli işlemciler
düşünüldüğünde de AMD saat hızlarını düşürmek zorunda kalmıyor. Diğer
taraftan Intel, çift çekirdekli işlemcilerinin saat hızını 3.2 GHz ile
sınırlamak zorunda kalıyor ve 3.8 GHz hızında çalışan Pentium 4′lerin
çift çekirdekli sürümleri imkansız hale geliyor. Yine bazı
yorumcular çift çekirdekli işlemciler için ciddi ve mantıklı
uygulamalar olmadığını belirtiyorlar. Bu yoruma karşılık vermek
konusunda zorlanıyoruz. Üzücü olsa da görülen yakın gelecekte bu konuda
bir gelişme pek yok, bu yüzden son kullanıcılar da yazılımlar iş
parçası (thread) uyumlu olana kadar ortada kalmaya devam edecekler.

How to Market Giblink with Squidoo

Şubat 29th, 2008

Have you heard of Squidoo? Chances are, if you have done any searching for Giblink on the Internet lately, you have run across a Squidoo site. However, if you don’t really know what it is, you are missing out on the newest phenomenon on the web.

If you have a website or blog, and want to get free traffic to it, using squidoo.com is one of the quickest and easiest ways. Not only is it free and easy, it is also fun.

An affiliate marketer can use squidoo to market the product they are trying to promote. One way to look at squidoo is kind of like a blog, my space account, and a mini-site. It is really a difficult method of marketing to explain.

Squidoo is so easy, that you can have it up and running, promoting whatever it is you want to promote, in 15 minutes.

On squidoo.com, you create what is called lenses. These are the squidoo sites that you may have run across while searching on the Internet. These lenses are a suidoo site used to promote a product or information. Within this lens, there are modules. Modules are basically like a post to a blog.

Within these modules, you can write articles, testimonials, and reviews about your product/service you are trying to sell. This is a great place to tell all the readers everything about this product/service, and to inspire them to learn more. You don’t want to give away everything about it, as this is where you want to promote the product. You eventually want them to click through to the site where the product or service is sold.

You can also use Squidoo to drive traffic to your primary blog by using the RSS feed module. You load the RSS feed from your blog and your lens will update as you update your blog.

There are so many different types of modules to use, such as the Ebay module for those who sell on Ebay.

There are also YouTube modules where can put a YouTube video within the module. As you can see, squidoo.com has so much to offer. They are also very helpful with tips about how to choose good keywords to get good traffic. The lenses rank high on Google, so you can build backlinks to your primary Giblink website if you wish.

One of the great things about Squidoo is that it is free, yet you can earn a little bit of money when you use it. Squidoo makes it money from affiliate advertising with Google AdSense, Ebay, and many other sites. They keep track of the earnings, for each module, and split the profits with you by half. If you choose, you can donate your money to a charity, set up through Squidoo.

Many squidoo users simply like to use it to get pertinent information out. They simply want to let other readers know about something that they feel is important, and they can share about their experiences with something they feel is important.

If you haven’t done so, start searching the Internet for Squidoo sites, and then visit squidoo.com and have fun.

About the Author

Discover how to clobber the competition and dominate virtually any online market or niche. See the amazing www.ClobberTheCompetition.com marketing strategy that allowed me to personally sponsor 116 people in less than 60 days.

Creating Your Own Information Product - Part One

Şubat 29th, 2008

There are a number of ways to create revenue online … Adsense, affiliate marketing, membership sites. But the best way to build the foundation for an online business is by creating your own information product.

I realize this can sound like a daunting task, but it doesn’t have to be. Just follow a few basic steps, put in the effort, and you’ll have an information product that’s uniquely yours.

But before you get started, you first want to make sure there’s a market for your information product. The quickest way to do this is to enter the keyword for your product into a Google search and see what comes up. For instance, let’s say you’re considering writing an ebook about how to paint with watercolors. You’d search on the term “how to paint with watercolors.”

Take a look at where Google sends you. Are there ads along the right side? If you don’t find any, then you might have a problem. If you do, then follow up on them. See what’s selling and make note of anything that appears to be missing. Also, you want to note how many competing websites Google lists (this information is located at the top on the right in the light blue bar).

Next, venture on over to the Overture Keyword Selector Tool (http://inventory.overture.com/d/searchinventory/suggestion/) to see how many searches are conducted for “how to paint with watercolors” every month. You’ll receive a list of the top 100 searches that include your search term (assuming there are 100). This will give you a ballpark figure of the size of your potential market.

Finally, check Google Groups (http://groups.google.com/) to see if there are any painting with watercolors groups. If there are, this can be a great place to find out what people are looking for. This is the type of valuable information that can help form the structure of your product and assure that you don’t leave out anything that might be vital to its success. Try a similar search for any forums that are related to painting with watercolors.

Got a market for your potential product?

Great! Now it’s time to get down to work.

Keep The Possibilities In Mind

At one time, most Internet products were delivered either as an ebook or as a software program. While both of these continue to be popular mediums, the Internet has evolved dramatically as additional bandwidth has become more accessible to greater numbers of people. Today, products are also delivered in the form of video lessons, audios, transcripts, CDs, hard packages (mailed directly to the buyer’s home), monthly membership sites, or any combination of these.

While at this point you certainly don’t need to make a decision about how you’re going to deliver your product, keep the possibilities in mind. Consider what might be the best way to convey information to your targeted audience? In the case of “painting with watercolors,” is an ebook the most effective medium? Or is it, perhaps, a video series actually showing you going through the process? Or a membership site that delivers a training series on new techniques every month? Or perhaps a combination of these?

Of course, your decision making process will have to take your budget into consideration. Can you afford the software required to put together a video series? Can you afford the software for a membership site? Just don’t lose sight of the fact that your primary consideration should be your potential customer. What will best suit his or her needs? Plus, with a little hunting around, you should be able to find some shortcuts that will make any required software reasonably affordable.

Just remember to think in the long term, not the short term. You’re building a business, not playing around with a product idea.

In Part Two, you’ll begin to research your topic and organize your material.

About the Author

If you’d like to learn more about creating your own information products, visit: Nitty Gritty Marketing. To begin to build your own Internet business the right way, visit: Nitty Gritty Marketing On Squidoo.

How To Snatch High Paying Keyword Traffic For Free

Şubat 29th, 2008

This article will explore how free traffic can bring you loads of visitors and how you can do it easy when you know how.

Do you want to get free traffic every year without spending a dime? This FREE Traffic For LIFE is possible when you know the system. You’re going to learn something so exciting today, which could change your life.This is the most exciting method that can drive thousands of free traffic to your website every year after year.

How would you like totally free traffic?

Quality web site traffic is usually very costly, usually you have to pay for it like PPC (Pay Per Click) which is getting more and more expensive. People are realizing now that they can’t pay the high cost Google’s pay per click anymore, it’s a fact of life only the big boys can pay for with this type of advertising.

I can’t wait to receive FREE traffic.

The facts on how to get free traffic from PPCs. You might be wondering how in the hell can this be possible, well let me tell you it is. A new system just released will show you how to compete with the large companies and win..

And the best thing is you don’t pay a cent for advertising, how much have you spent on Google adwords? If you’re like many others, you’ve paid out thousands in adword. Right?

How To Get Free Traffic

How would you like to get traffic to your site that multiplies every day every month. High quality traffic is the most critical concern for all the webmasters and bloggers. Announcing some exciting tips on getting free traffic.

Get Free Traffic

Did you know that free, targeted traffic will explode your sales like no other method. Imagine not having to spend a dime on advertising, but still being able to compete with the most competitive keywords on the net.

More Traffic To You Site Without Spending A Dime

Picture your site getting all the free traffic you’ll ever need!. At this time there has never been a better time to give your site an extra boost of traffic. There is a new technique that is like VIAGRA for your website.

Pay Per Click-Too Expensive

We all know that competitors on Google AdWords is becoming fierce. It’s getting harder and harder to do any good on Google, its ok for the big companies with Millions of dollars to spend to brand their name. However, for the little guy, we’re getting pushed out with high PPC costs.

Traffic And Visitors

Targeted visitors and traffic is what will make or break your online business ventures. What happens If you don’t have traffic and visitors you don’t make sales, increase your opt-in list or brand your business.

Some Facts About Google

This will knock you off your seat you did you know that Google is now a $36 Billion dollar company and a full 82% of its revenues come from Google Adwords. Ask yourself do you want to keep paying exorbitant prices for PPC or would you like to know how to pay zilch, nada, nothing?

About Targeted Traffic

What will be learnt here is NOT a link exchange system, banner ads, PPC, blogs, adsense or anything your probably using ritht now. Rather it is a sophisticated, contextually-based, highly site-targeted advertising system that will have you cancelling your Google Adsense/Adwords.

Learn how to generate free traffic to your site by using this brand new traffic generation program. Free advertising, Free traffic, Guaranteed quality visitors.

You owe it to yourself and your business to have a look at it whatever system you can to drive more traffic to your site and if you can get it all for free why not.

You’ll save yourself thousands of dollars on PPC by using this new amazing system.

You can use this article for your site as long as you include that whole resource box below.

About the Author

Instant FREE Traffic Formula From Google Snatch

Keyword Sotware Download

Şubat 29th, 2008

New Keyword Software Breaking All The Rules!! Keyword Elite: Generate 1000s Of Keywords In Seconds!

Not only does Keyword Elite generate massive keyword lists AND analyze your PPC competition, but it will also show you how and why websites are ranking high in the search engines!

This new keyword software program allows you to plug in a root keyword and it will immediately generate thousands of highly profitable Adsense keywords. Imagine…how much time and energy you’ll be saving. Needless to say, all that extra time can be used to generate more income, create products, or whatever leisurely activity you desire.

Here’s what you can do with Keyword Elite:

? Rapidly Generate High Paying Adsense Keyword Lists Of More Than 10,000 Keywords In As Little As 2 Minutes And 57 Seconds -Create HUGE keyword lists in seconds. -Sort, filter, and manipulate keywords 117 different ways! -Easily create and upload Adwords campaigns and groups

? Instantly Discover How Competitive A Market Is By Analyzing Top Ranked Websites In Google! -Instantly see whether it’s worth your time to compete in a market. -Learn how well optimized your competitor’s websites are.

? Uncover Hidden Niches And Keywords, Ready To ‘Explode’ By Analyzing Your Pay Per Click Competition In Google, Yahoo, Miva, And Enhance -Uncover mega high paying Adsense keywords! -Find low cost advertising keywords you can exploit via Adwords. -Analyze your Pay Per Click competition deeper than anyone ever thought was possible!

? Quickly & Easily Create High Quality Content For Your Website With A Click Of A Button -Create high quality content from the keywords found with Keyword Elite! -Choose from 3 different webpage layouts. -Create your very own article web page templates.

? Legally and Ethically ‘Steal’ Your Competitors Profitable Adwords Keywords By Discovering Exactly Which Keywords Are Making Them Money! -Spy on an unlimited number of websites. -Learn exactly which keywords are making your competition money, and then use their keywords to make you money!

Check out more the amazing things you can do and experience with Keyword Elite

About the Author

Learn about a new keyword generation and analysis
tool that all of the gurus are secretly using to
quadruple their Adwords and Adsense earnings…
http://c2c2100.bryxen4.hop.clickbank.net


www.sitemerkezi.net